Artık yürümeye başladım, arada annemin yasakladığı şeyleri yapmak için koşturunca düşüyorum ama genel olarak kendi kendime yürümeyi becerdiğimi söyleyebilirim. Yürürken çığlık atmayı çok seviyorum. Yürürken bişeyler taşımak da çok hoşuma gidiyor ama dengemi kaybedip düşünce canım yanıyor, sinirleniyorum.
Elime geçen herşeyi hiçbirşey bulamazsam elimi kulağıma götürüp telefonla konuşuyorum. Özellikle kaşlarımı çatıp yürüyerek konuşmayı çok seviyorum. Müzik dinlemeyi, dizlerimin üzerinde otururken tempo tutmayı çok seviyorum.
Kitaplarımı çok seviyorum. herşeyi işaret parmağımla gösterip soruyorum. İnekten bir ara korktum ama şimdi yine onu da soruyorum.
8 dişim var hala, azı dişlerim çok kabardı ama çıkamadılar bir türlü.
Babici (babacığım), tedi (kedi), dadı (dayı), del (gel), enne (anne), mamma ve daha annem tarafından çözülememiş bir dizi kelimem var.
Bu aylık da bu kadar...
Yemeyeceğim mama falan, zorla mı? Ağlatmayın beni!
Bunun içine üfleyince sesim bir garip çıkıyor...


İşte benim doğumgünüme ortak olan Öykü! Başladık bir kere herşeyi paylaşacağız biz... 
Evimizin arkasındaki bahçeyi izlemeyi çok seviyorum. Bizim arka bahçede Ali Baba'nın çiftliği var! İnekler, kuzular, ördekler olmasa da tavuklar, horozlar, kediler, köpekler, güvercinler, martılar var. Hatta güvercinler arasında gelip penceremize konanlar bile var...
Bütün çocuklar çoraplarını çıkartır, marifet onu giyebilmekte!
Karşımda deniz, Haydarpaşa var ama ben martıları daha çok sevdim...
Şu sigara içilmez yazısını astık da rahat ettik. Meksel enişte ve babam sigara yasağından sonra ortadan kayboluyorlar arada ama o kadarını da idare ediyoruz artık...
İyiki doğdum, iyiki doğdum... 










